بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
-
وَالذَّارِيَاتِ ذَرْواًۙ ١
-
فَالْحَامِلَاتِ وِقْراًۙ ٢
-
فَالْجَارِيَاتِ يُسْراًۙ ٣
-
فَالْمُقَسِّمَاتِ اَمْراًۙ ٤
-
اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۙ ٥
-
وَاِنَّ الدّ۪ينَ لَوَاقِـعٌۜ ٦
6. ayetMeali göster (1–6. ayetler)
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
-
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْحُبُكِۙ ٧
-
اِنَّكُمْ لَف۪ي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍۙ ٨
8. ayetMeali göster (7–8. ayetler)
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
-
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ اُفِكَۜ ٩
9. ayetMeali göster
Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.
-
قُتِلَ الْخَرَّاصُونَۙ ١٠
-
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ سَاهُونَۙ ١١
11. ayetMeali göster (10–11. ayetler)
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
-
يَسْـَٔلُونَ اَيَّانَ يَوْمُ الدّ۪ينِۜ ١٢
12. ayetMeali göster
İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.
-
يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ ١٣
13. ayetMeali göster
O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.
-
ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْۜ هٰذَا الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تَسْتَعْجِلُونَ ١٤
14. ayetMeali göster
Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.
-
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ١٥
-
اٰخِذ۪ينَ مَٓا اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُحْسِن۪ينَۜ ١٦
16. ayetMeali göster (15–16. ayetler)
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
-
كَانُوا قَل۪يلاً مِنَ الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ ١٧
17. ayetMeali göster
Onlar, geceleri az uyuyanlardı.
-
وَبِالْاَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ١٨
18. ayetMeali göster
Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
-
وَف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِ ١٩
19. ayetMeali göster
Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.
-
وَفِي الْاَرْضِ اٰيَاتٌ لِلْمُوقِن۪ينَۙ ٢٠
-
وَف۪ٓي اَنْفُسِكُمْۜ اَفَلَا تُبْصِرُونَ ٢١
21. ayetMeali göster (20–21. ayetler)
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
-
وَفِي السَّمَٓاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ ٢٢
22. ayetMeali göster
Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.
-
فَوَرَبِّ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ۟ ٢٣
23. ayetMeali göster
Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.
-
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ ضَيْفِ اِبْرٰه۪يمَ الْمُكْرَم۪ينَۢ ٢٤
24. ayetMeali göster
İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?
-
اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَاماًۜ قَالَ سَلَامٌۚ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ ٢٥
25. ayetMeali göster
Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.
-
فَرَاغَ اِلٰٓى اَهْلِه۪ فَجَٓاءَ بِعِجْلٍ سَم۪ينٍۙ ٢٦
-
فَقَرَّبَهُٓ اِلَيْهِمْ قَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۘ ٢٧
27. ayetMeali göster (26–27. ayetler)
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
-
فَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خ۪يفَةًۜ قَالُوا لَا تَخَفْۜ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَل۪يمٍ ٢٨
28. ayetMeali göster
(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.
-
فَاَقْبَلَتِ امْرَاَتُهُ ف۪ي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَق۪يمٌ ٢٩
29. ayetMeali göster
Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.
-
قَالُوا كَذٰلِكِۙ قَالَ رَبُّكِۜ اِنَّهُ هُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ ٣٠
30. ayetMeali göster
Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.
-
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ اَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ ٣١
31. ayetMeali göster
İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
-
قَالُٓوا اِنَّٓا اُرْسِلْـنَٓا اِلٰى قَوْمٍ مُجْرِم۪ينَۙ ٣٢
-
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ ط۪ينٍۙ ٣٣
-
مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِف۪ينَ ٣٤
34. ayetMeali göster (32–34. ayetler)
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
-
فَاَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ ف۪يهَا مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ ٣٥
35. ayetMeali göster
Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.
-
فَمَا وَجَدْنَا ف۪يهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِم۪ينَۚ ٣٦
36. ayetMeali göster
Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.
-
وَتَرَكْنَا ف۪يهَٓا اٰيَةً لِلَّذ۪ينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۜ ٣٧
37. ayetMeali göster
Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.
-
وَف۪ي مُوسٰٓى اِذْ اَرْسَلْنَاهُ اِلٰى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٣٨
38. ayetMeali göster
Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.
-
فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٣٩
39. ayetMeali göster
Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.
-
فَاَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُل۪يمٌۜ ٤٠
40. ayetMeali göster
Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.
-
وَف۪ي عَادٍ اِذْ اَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرّ۪يحَ الْعَق۪يمَۚ ٤١
-
مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ اَتَتْ عَلَيْهِ اِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّم۪يمِۜ ٤٢
42. ayetMeali göster (41–42. ayetler)
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
-
وَف۪ي ثَمُودَ اِذْ ق۪يلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتّٰى ح۪ينٍ ٤٣
43. ayetMeali göster
Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.
-
فَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ ٤٤
44. ayetMeali göster
Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.
-
فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِر۪ينَۙ ٤٥
45. ayetMeali göster
Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.
-
وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْماً فَاسِق۪ينَ۟ ٤٦
46. ayetMeali göster
Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.
-
وَالسَّمَٓاءَ بَنَيْنَاهَا بِاَيْدٍ وَاِنَّا لَمُوسِعُونَ ٤٧
47. ayetMeali göster
Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
-
وَالْاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ ٤٨
48. ayetMeali göster
Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!
-
وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ٤٩
49. ayetMeali göster
İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.
-
فَفِرُّٓوا اِلَى اللّٰهِۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۚ ٥٠
50. ayetMeali göster
De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
-
وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۜ اِنّ۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ ٥١
51. ayetMeali göster
"Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
-
كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ٥٢
52. ayetMeali göster
Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.
-
اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ٥٣
53. ayetMeali göster
Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.
-
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ ٥٤
54. ayetMeali göster
Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.
-
وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ ٥٥
55. ayetMeali göster
Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.
-
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ٥٦
56. ayetMeali göster
Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.
-
مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ ٥٧
57. ayetMeali göster
Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.
-
اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُوالْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ ٥٨
58. ayetMeali göster
Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.
-
فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوباً مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ٥٩
59. ayetMeali göster
Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.
-
فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ ٦٠
60. ayetMeali göster
Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!